19 Temmuz 2010 Pazartesi

Kuzularımız Oldu..


Fotoğraf makinama birşeyler oldu.. bazı yerler böyle buğulu çıkıyor.. Sürekli benden kaçtıkları için güzel bir poz da yakalayamadım ama olsun :) Okulumuzun hayvan çiftliği bölümünde iki koyunumuz vardı.. Kışın havalar soğuyunca, bu koyuncuklar bir sürüye dahil edilmek üzere gönderildiler.. Geldiklerinde ikisi de hamileydi.. Şimdi de birer hafta arayla kuzuları oldu.. Şu anda ben ofiste, masamın başında bunları yazıyorum, fonda ise çan sesi var.. Koyunlarımız, kuzularımız okulun çevresinde otluyorlar.. Huzur verici..
Sıkıcı temmuza, renk kattı kuzular..
Çocuklar burada olsaydı keşke, bayılırlardı :)

8 Temmuz 2010 Perşembe

MEB Ankara İl Müdürlüğü Dergisi ve Yazım

Daha önce Tuz Gölü ile ilgili yazdığım yazı yayınlanmıştı, şimdi de okulda yaptığımız Benim Şehrim: Çocuk Gözüyle Ankara projesi hakkında yazdığım yazı yayınlandı.. Bu kadar yoğunlukta dergi gelince çok mutlu oldum.. :)





7 Temmuz 2010 Çarşamba

Taşınma İşleri..

Sırtım ağrıyor.. Uykusuzum.. Ev karmakarışık, aradığım birşeyi bulmak mümkün değil.. Sabah işe gelirken üzerime giyecek birşey bulmak ne zor oluyor.. Daha bir sürü sızlanırım ama komik tarafından bakmak da mümkün... Geçen gün internette dolanırken Budget'ın Amerika'daki nakliye kamyonlarındaki görsellere rastladım... Çok güldüm.. Tam durumuma uygun :)




















1 Temmuz 2010 Perşembe

Temmuz..



Son ayım.. Artık Ankara'dan ayrılıyorum.. 31.Temmuz akşamı valizimi alıp, İstanbul'a gidiyorum.. Böyle dönemlerde kendimi daha bir yalnız hissediyorum ben.. Bundan 11 yıl önce aynı durum, aşağı yukarı benzer sahnelerle gerçekleşmişti.. Sonra 6 yıl geçti ve bu sefer İstanbul'dan Ankara'ya bir geliş.. Her seferinde hem umutla hem de hüzünle.. Ama hep ağlaya ağlaya.. Kendimi tenis topu gibi hissediyorum ve artık oyundan çıkmak istiyorum ya da başka bir korta gitmek :))


Hüzünlüyüm hem de çok.. Evi topluyorum.. En son taşınmam sırasında atamadığım pek çok şeyi atıyorum.. Ama eşyadan değil de hatırasından ayrılıyormuşum gibi geliyor, içim acıyor.. Ne çok şey var bunca yıl içinde birikmiş.. Kimisi yıllar önce Ankara'dan İstanbul'a gitmiş, sonra tekrar gelmiş :))

Aslında karmakarışık duygular.. Yeni başlangıç kaygılandırıyor.. Öte yandan buradaki yalnızlık duygumun geride kalacak olması mutlu ediyor.. Hem çok üzülüyorum, hem umutlanıyorum..

Eşyaları toplamak için kendime tanıdığım süre dolmak üzere, 3+1 evden 1+1 eve sığmaya çalışmak toplanma işini daha da zorlaştırıyor.. Ama sonuçta bitecek.. Ne bitmiyor ki? Haftaya pazar günü eşyalarım yeni adresinde olacak, 1 Ağustos'ta da ben..

Artık Ankara'ya sadece sevdiğim insanları ziyaret etmek için gelmek istiyorum.

11 Haziran 2010 Cuma

Bir Geştalt Ödevinin Daha Ardından..

Ne kadar çok zaman oldu yazmayalı.. Bir süredir yine meşhur ödevlerimden birinden dolayı eve kapanmıştım. Bir de okul çok yoğun.. Yapmam gereken bir sürü şey var ama uyumaya bile vaktim yok :( Geçen hafta mezuniyet töreni vardı, bir haftadır da kostüm parası tantanası var.. Off bazen çok komik geliyor insanların 16000 lira yıllık okul ücreti ödeyip, sonra devede kulak kalacak miktarlar için zaman ayırıp, dünya kadar sözcük dizisinden oluşan mesajlar yazmaları.. Bir yanım anlıyor onları; 5 yıldızlı otelde herşey dahil tatile gittiğinizde kahvaltıda içeceğiniz portakal suyunun ücretinin talep edilmesine benziyor bu çünkü.. ama bir yanım sanki ben alıyormuşum gibi her kuruşun hesabını vermeye çalışmaktan yoruluyor ve kızıyor.. üstelik bazen o denli kabalaşılıyor ki kocaman bir sene emek verdiğimiz çocukların, anne-babalarının tüm emeğimizi, özenimizi unutup birden bizi öteki yapışı.. Sanki farklı hedefler için uğraşan, farklı taraflarız.. haksızlığa uğramış hissediyorum kendimi..

Bu sefer ödev, direnç konusundaydı.. Neye direndiğimi bulabilmiş değilim.. Kafam karmakarışık.. Bu da direnç :) Çok yorgunum, dün gece uyumadım.. uykusuz kalmak sarstı..

Ama sonra aklıma Zeynep geliyor, annesi yoğun bakımda.. Onun uykusuzluğu ile benimki bir olabilir mi???

14 Mayıs 2010 Cuma

Tüm güzelliğiyle bahar..

Çok seviyorum baharın şaşırtıcılığını, sürprizlerini.. Keşke fotoğraf makinam yanımda olsaydı diyorum doğanın güzellikleriyle karşılaştıkça.. Telefonumla çektiğim bir kaç fotoğraf :)) Beni mutlu eden bir kaç görüntü :))


Kuleli sokaktaki evimden çıktım, Köşebaşı Restaurant'ın bulunduğu sokaktan içeri girdim, Reşit Galip'e doğru yürürken, sağda bir apartmanın bahçesinde yukarıdaki görüntü ile karşılaştım :) Tüm bahçe beyaz papatyalarla doluydu..



Çarşamba günü bir cenaze töreni ardından Oran'daki Simitçi'nin bahçesinde bir kahve molası.. Yaşam ne garip bir arkadaşınızın annesini uğurlayışı yüreğinizi burkuyor, gözleriniz doluyor onunkilerle birlikte.. İçiniz onunki kadar olmasa da gerçekten çok acıyor.. Sonra bir başka şey oluyor ve coşkuyla doluyorsunuz..


Bugün arkadaşım işe döndü.. Gündelik rutinlerin iyi geldiğini söyleyerek, hemen gelmek istedi. Ben dün kendime aldığım küçük parfüm şişesini ona gösterirken yakaladım kendimi.. Sonra içimde bir suçluluk "kızcağız annesini kaybetti, ben 'birşey aldım da mutlu oldum'un derdindeyim" diye.. Ama o da katılınca içim rahatladı.. Evet işte gündelik rutin böyle birşey.. Ölümden bahsetmeden yaşarız çoğunlukla.. Bugün de öyleydi.. Sabah konuştuk biraz, sonra başka konular geldi arka arkaya..

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Şu Sıralar Neler Oluyor??

Bahar geldi.. Mayıs ayı, okulda en yoğun olduğum dönemlerden biri. Ben hergün çalışır oldum artık. Böyle olunca günlerin ismi de olmuyor.. Hergün aynı gün..

Akşamları eğer enerjim varsa Botanik Parkı'na yürümek hoşuma gidiyor.. Geçen gün yürüyüş sırasında, yaşlı bir bey sayesinde parkın sakini köpeklerle tanıştım.. Aslında kocaman boyutları ile beni korkutuyorlardı ama artık sadece Efe'den korkmamın yeterli olduğunu biliyorum. Prenses hemen elini uzatıp, göbeğini açacak kadar dost canlısı.. O hallerini görünce içim sızlıyor.. Bu kadar güvendikleri eller tarafından zehirlendiklerini düşünmek :((((

Botanik Parkı çevresinde mimozaları ya da erguvanları görmek güzel.. Parkın içinde kendimi uzak bir coğrafyada gibi hissediyorum.. Neden acaba? O kadar çok ağaçtan mı?? Güneşi batıracağım bir bank bulup, elimdeki dergiyi karıştırmak çok dinlendirici..



Akşamları film izliyordum önceden, şimdi SATC ile DVD rutinim devam ediyor... 6. sezon 9. bölüm'de bıraktım dün akşam.. Dün akşam bir ara kahkahalarla gülüyordum izlerken.. Böyle tek başıma izlerken birşeyleri bu kadar gürültülü eğlenmezdim.. Çok hoşuma gitti :))

Bu arada köpeklerin öldürülmesine üzülüp, evdeki kertenkeleyi öldürmüş olmam da ne kötü bir çelişki.. Vicdanım çok rahatsız ama evet yaptım.. Cumartesi gecesi eve geldiğimde çok yorgundum.. Salondaki kanapeye uzanmak için, üzerindeki yastıkları düzeltirken elim her zaman alışık olmadığım yumuşak bir şeye dokundu.. ve evet oradaydı.. önce çığlık atarak salonda koşuşturdum.. sonra gecenin bir vakti bağırmayı kes.. ya varlığına alış, ya da yok et dedim kendime.. ben onu canlı olarak alıp atamıyorum.. o ani hareketleri çok ürkütüyor beni.. veeeee gidip böceklerle savaş için edindiğim ilacı kapıp geldim.. zavallıcık sanırım dehşete kapılmış, olduğu yerden kıpırdayamamıştı.. ve ilacı sıktım üstüne.. kaçtı.. sonra salonu kapatıp uyumak için odama geçtim.. sabah ise kanapenin altında bir yerde ölüsünü buldum.. ben uyurken, o can çekişti :((((( offffffffffff kendimi kötü hissediyorum bunu hatırladıkça.. Ama sanırım artık bir kertenkele ile yaşamıyorum..

Geçen gün akşam üzeri muhteşem bir yağmur yağdı.. Sonra da bugüne kadar gördüğüm en güzel gökkuşağı çıktı.. Baharı çok seviyorum..


Bu arada Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün bastığı bir dergiye Tuz Gölü ile ilgili bir yazı göndermiştim, yayımlandı ve bana bir teşekkür belgesi geldi geçenlerde.. Bugüne kadar bir sürü ilk uygulama niteliğinde çalışma yaptım, öğretmenliğimle ilgili hiç teşekkür etmemişlerdi bana, dergilerine yaptığım katkıdan dolayı teşekkür ettiler :)


Ben yollarda olmayı severim.. Bana gezmek olsun yeter :)) Ama uzun bir süredir, hep buradayım.. yaptığım en uzun yol GOP-Gölbaşı (Ev-Okul) oluyor.. Gezi yazıları okumayı da severim.. Buket Uzuner'in Yolda kitabını okuyorum, hergün yaptığım yolda.. Bu sabah okuduğum bölümde, Juan Goytisolo'dan bir alıntı vardı.. Ben de o alıntıyı alıntılayacağım..

"Köklerimiz, kökler çetin bir sorun... Ama insan ağaç değil ki, insan kalkar, yürür ve gider!"

Gitmek istiyorum..