24 Aralık 2009 Perşembe

U-ta-nı-yo-ruuuum


Ben yaş aldıkça bunun azalacağını sanıyordum ama öyle olmadı.. Son dönemde yine başladı; her şeyimden utanıyorum.. Söylediklerim, yaptıklarım, görüntüm.. Eve saklandım şu sıra.. Hiç içimden gelmiyor dışarı çıkmak, kimseyle konuşmak, aynaya bakmak.. Aslında neden olduğunu biliyorum ama anlatacak halim yok... Sadece kendimle uğraşıyorum "neden böyle, neden şöyle" diye.. Bir de hep "onu niye böyle yaptım, bunu niye öyle yaptım"larım, "keşke şöyle deseydim, keşke öyle yapmasaydım"larım var.. Ve kendime çok öfkeliyim..

21 Aralık 2009 Pazartesi

Maydanoz Blog Topluluğu..



Neden bir blogum var?? Sanırım bir biçimde "ben de varım" demek için.. Daha önce onay-kabul konusunda yazmıştım.. Blogumun aldığı kabul de beni mutlu etti.. Bir blog dizini var ve benim blogum da şu anda tanıtım için o dizinde..

http://cimcimeblog.blogspot.com/2009/12/turuncu-scack-umut-dolu.html

16 Aralık 2009 Çarşamba

İstanbul.. Ankara.. Kars..


Pazar günü dergi almak için sokağın başındaki gazete büfesine gittim.. Bilmiyordum İstanbul Life'ın İstanbul dışında da satıldığını, tuhaf da geldi.. Ankara'dayken ya da başka bir yerdeyken niye okuyalım ki İstanbul'da hangi cafe ya da restaurant açılmış, ya da nerede ne olmuş, ne gösterilmekteymiş.. Ama küçük bir cep ajandası veriyordu, içinde İstanbul fotoğrafları olan, ben de aldım.. İçinde yazıyordu; Başkentten İstanbul'a transfer: Big Chefs.. Bilmiyordum Big Chefs'in Ankara markası olduğunu.. Gerçi nereli olduğunun ne önemi var?? Offf benim feci halde İstanbul'um geldi.. Bugün oraya ışınlanmak istiyorum.. Özledim şehri ve ailemi..

Ama asıl o derginin bana hatırlattığı başka birşey oldu.. Ben 2006 Aralık'ta ameliyat olduktan sonra, 3 ay rapor verilmişti ve canım çok sıkılmıştı evde.. Bir de tabii kendime göstermek istiyorum; eskiden yaptıklarımı halen yapabildiğimi.. Tutturdum Erzurum Expresi ile Kars'a gideceğim, sonra otobüsle aynı yolda, her şehir merkezinde konaklayarak geri döneceğim, oraları kış aylarında göreceğim diye.. Neyse aldım biletimi, taşıyabileceğim kadar da eşyayı yanıma, Şubat 2007'nin oldukça karlı bir gününde çıktım yola.. 21 saat süren bir tren yolculuğu sonunda, diz boyu karın içinde, Kars Merkez İstasyonu'na indim.. Elimde çanta, halen acıyan ameliyat yerlerime inat, karda bata çıka yürüyüp bir taksi bulup, doğruca öğretmenevine gittim.. O gün çok soğuktu hava ve ben titredikçe ameliyat yeri daha fazla acıyordu, kapattım kendimi öğretmenevinin içindeki dinlenme salonuna.. Kimsecikler yok öğretmenevinde, kimse gelmemiş o havada Kars'a.. Neyse bir yandan gazete okuyor, bir yandan sokakta oynayan çocukları seyrediyor, bir yandan çay içiyorum.. Televizyonun sesi de uzaktan geliyor ama rahatsız etmiyor.. Çok huzurluyum.. Sokaktaki çocukların üstlerinde öyle ince şeyler var ki şaşırıyorum üşümemelerine.. Kazlar var sonra.. Çocuklar, kazlar, köpekler hepsi bir arada, sokakta.. Yoksulluk hemen farkediliyor; yamalı dizlerden, kısa kalmış, yıpranmış pantalonlardan, orası burası sökülmüş kazaklardan.. Sonra birden ben pencereden bakıp sokağı izlerken, kulağımda bir cümle yankılanıyor: "Whiskas.. kedinizin tercihi".. Televizyonda bir reklam.. Sonra devam ediyor ve kedilerin ihtiyacını bilen markayı övüyor.. Sokağa bakıyorum.. Çocuklar, kazlar, köpekler, kar, çamur, soğuk.. Onların ihtiyaçları??? Kars'ta o reklam o kadar alakasız ki.. O reklam İstanbul için, Ankara için ya da başka bir büyük kent için, orada yaşayan bazı insanlar ve kediler için.. O reklama da, markaya da öfkelendim o gün, üzüldüm gördüğüm yoksulluğa, kendimi suçlu hissettim..

Acaba İstanbul Life, Kars'a da gitmiş midir? Okuyanlar ne hissediyordur, pencereden gördükleri yoksulluğa bakarken???

Bir yıl bitiyor..


Bir yıl bitiyor, bu yıla dair umutlar, hüzünler, mutluluklar hepsi anı oluyor birer birer.. 2010 geliyor ve ben 40 oluyorum 4 ay sonra.. ne zaman bu kadar yaş aldım, nasıl devirdim 40 tane seneyi arka arkaya? dönüp baktığımda çocukluğum, lise, üniversite ne kadar yakın duruyor aslında.. Ama 17 yıl bitmiş, üniversite biteli.. Böyle hesap-kitap işine dalınca, ister istemez neler oldu hayatımda diye de düşünüyorum. Neredeyse 40 yıl süren bu yaşama neler sığdı??? Bir sürü aşk bir kere :)) Ben kolay aşık olurdum.. 2008'de sakatlandı bu aşık olabilme potansiyeli.. neyse hala bende nasıl olsa, tekrar harekete geçeceği günü bekliyorum, belki 2010'da o gün gelir :)) Sonra sevgi ile sarmalayan, güzel dostlar- dostluklar, abla olma, teyze olma, anneni kaybedeceğinden çok ama çok korkma, İstanbul-Ankara arasında tenis topu misali git-geller, her iki şehirde de kurulmuş dostluklar ve çalınabilecek bir sürü kapı, bir evlilik, bir boşanma, pek çok öğrenci, üç kıtada 12 farklı ülkeyi görme şansı, hiç de fena olmayan çoğunlukla mutlu çalıştığım 4 farklı işyeri, desteksiz ayakta kalmama fazlasıyla yetecek kadar kazanç, katıldığım güzel eğitimler, alınmış pek çok sertifika, bir sürü konferansta yapılmış sunumlar, huzurlu bir ev, harika bir kardeş, dünya tatlısı bir yeğen, ellerinden gelenin en iyisini yapan bir anne-baba, bir kalp ameliyatı, uzatmalı bir yüksek lisans macerası, iki gezi kitabında ve bir kaç dergide basılmış gezi yazıları.. Bunlar hemen aklıma gelenler.. Daha ne çok şey var aslında hayatın muhasebesini çıkartmaya çalışınca ve hepsinden bana kalan, öğrendiğim ne çok şey var; beni ben yapan...

2009 başında kendi kendime bir yazı ile sahip olduğum ve bu yüzden kendimi şanslı hissettiğim şeyleri sıralamıştım. Az önce o listeye tekrar baktım sahip olduklarımı hatırlamak için ve HAYATIN GÜZEL SÜRPRİZLER GETİRECEĞİNİ BİLİYORUM, UMUDUM VAR demişim.. Şu sıralar biraz kafam bulanıklaşsa da UMUT hep var, ne güzel..

Bir de kar yağarsa, bir de yılbaşı gecesi İstanbul'da olursam çok ama çok güzel olmaz mı???

10 Aralık 2009 Perşembe

Son Günler..


Yılın son günleri, her yer ışıklandırılmış, süslenmiş.. Ben bu yıl da ışıkları görünce neşelenmiyorum.. Galiba feci halde büyüdüm.

Bu sıralar ne yapıyorum?? Çalışıyorum, işe gelmek mecburiyetten.. Eve gidiyorum, her akşam bir dizi ya da film izliyorum, elime de alıyorum örgümü.. Aslında herhangi bir amaç için örmüyorum.. Örüyorum, belli bir uzunluğa geliyor söküyorum.. Arada bir, bir kaç arkadaşımla sohbet ediyorum, biryerlere gidip çay-kahve birşeyler içiyorum ya da yemek yiyorum, bazen yürüyorum.. Bir de uyumadan önce mutlaka okuyorum.

Bu yıl böyle bitiyor.. Aktivitelerim: çalışmak, yemek, içmek, tv-film izlemek, örmek, okumak, uyumak, sohbet etmek, yürümek..

Çoğu zaman diyorum ya "işyerinde çok zaman geçiriyorum, kendime zaman ayıramıyorum" ayırsam ne yapardım çalışmanın dışında?? O zaman farklı hisseder miydim??

Sanırım çoğu kişi de aşağı yukarı bunlara benzer şeyler yapıyor.. Peki ama ben neden içimdeki boşluk duygusunu dolduramıyorum???

7 Aralık 2009 Pazartesi

Çocuk Bilge.. Derin..

Bayramda her zamanki gibi yine İstanbul'daydım, yine kardeşimle, yine yeğenim Derin'le.. Ben Derin'den çok şey öğreniyorum ya da o öyle birşey yapıyor ki "haaaa doğal olanı buymuş demek" diyorum.. Bu bayram tam dönüş yolculuğumun öncesi Derin'le acele içinde yolda yürürken bir yandan da montunun fermuarını çekmeye çalışıyordum, üşümesin diye.. Sonra öyle birşey oldu ki Derin çığlık attı ve ağlamaya başladı, ben yanlışlıkla fermuara çenesini sıkıştırmıştım. Tahmin edebiliyor musunuz ne kadar acıdığını??? Ben hemen eğildim, sarıldım ona, nasıl ağlıyor can acısıyla.. Küçücük bir alan ama oradaki deri hafifçe sıyrılmış ve kanıyor... Sarıldım kuzucuğuma ve diyorum ki "Derincim.. çok özür diliyorum teyzecim, farketmedim.. gerçekten çok üzgünüm.." Yanımızdan insanlar geçiyor, Derin bana, ben ona sarmaş dolaş.. Bana dedi ki küçücük kuzucuğum: "Teyze biliyorum senin suçun değil, ama çok acıyor".. Gözlerim doldu, birinin bana bunu söylemesine ne çok ihtiyacım varmış meğer.. Benim suçum değil :)))

Bu sözleri duyunca ilk aklıma gelen diğer şey: Derin gerçekten acısına ağlıyor..

Benim başıma çok sık gelir mesela, siz de yapıyor musunuz bilmiyorum? Birşey olur canım yanar, fiziksel ya da duygusal.. Üzülürüm, ağlarım belki.. Sonra özür dilenir, ama ben yine ağlarım bu sefer kızarak.. Kızarım, oysa karşımdaki insanın elinden özür dilemekten daha fazlası zaten gelmiyordur, olan olmuştur bir kere sonuçta.. Ama ben, dikkat etmedi diye kızarım, özenli olmadı diye kızarım, saygı duymuyor diye kızarım, değer vermedi diye kızarım, kızarım da kızarım.. Sonra kendimi çaresiz hissederim bir de, bu durumlarla ilgili.. Derken bir bakarım acıma ağlamıyorum, öfkeden ve çaresizlik duygularımdan ağlıyorum.. Oysa doğalı; acım bitene kadar ona ağlamak değil mi??

Hem de birine "biliyorum sen de istemezdin benim canımı bu kadar yakmayı ama çok acıdı" demek ve ağlamaya devam etmek daha kolaylaştırmaz mıydı acıyı bitirmeyi, iki kişi için de??

Sonra Derin'in acısı geçti, güle oynaya yürümeye devam ettik.. Ama annesini görünce de nazını yaptı.. şefkati aldı :))

Aslında ÇOCUKken hepimiz daha BİLGEyiz sanırım, sonra törpüleniyor bunlar.. Adına da büyümek deniyor.. büyüyoruz.. daha öfkeli, daha umutsuz oluyoruz..

2 Aralık 2009 Çarşamba

Denge..


Azıcık denge istiyorum, diğer adı huzur.. Öyle ayaklarım yerden kesilmesin mutluluktan ya da bir anda gözlerim dolmasın gördüğüm, duyduğum, okuduğum herhangi birşeyden dolayı.. ben şimdi ve burada, sadece SIFIR NOKTASI'nda olmak istiyorum, ne artıda ne de ekside.. Tam sıfırda.. Şimdi ve burada..