11 Şubat 2010 Perşembe

Ne sıkıcı.. Sevgililer Günü Geliyor..


"... Kırık kalp iyidir. Ne çok sevmişsin ki kalbini birine vermişsin demektir. Ama saçma sapan bir günde sırf vitrinlerin birdenbire kırmızı kalplerle ve güllerle donanması canını sıkabiliyorsa, Taksim’de tek vücut dolanıp kor gözleriyle her şeyde bir güzellik bulan aşık siyam ikizleri içindeki cerrahı uyandırıyorsa ya da kuruyemişci vitrinindeki “çifte kavrulmuş leblebi” etiketindeki “çift” kelimesi bile gözlerini doldurmaya yetiyorsa, kırık kalp çok da iyi değildir...."

Facebook'ta bir yazıdan alıntıdır yukarıdaki..

İlk iki cümle saçma, çok sevmişim o da beni kırmış.. aman ne güzel en azından çok sevmişim :)) buna da sevinemeyeceğim!! O kadar Polyanna da değilim artık.. Ama sonrası var ya.. İşte tam da böyle hissediyorum bu saçma sapan çift günlerinde..

Bana, "birine ne denli çok kırılabilme potansiyelimin olduğunu öğrenme" ve "birinin ne denli çok kırabilme potansiyeli olduğunu farketme" gibi dersleri hatırlatıyor bu gün.. Haa tabii kalp bir kere kırıldıktan sonra saçma gelmeye başladı, o da ayrı birşey.. Yoksa ben de birinin saatlerce uğraşıp yaptığı afişle çekilmiş olarak gönderdiği komik fotoğrafına, sevgi ve aşk dolu gözlerle saatlerce bakmış ve devamında da saçma sapan kararlar almış biriyim.. Yani kendimi başka bir gezegende yaşıyor hissetmişliğim vardır.. Bir başka deyişle doğuştan karşı değilim, sonradan oldum.. 

Yani 14.Şubat'ta sevgilisel etkinliklerle ortalığı sevgi seline çeviren kırılmamış ya da onarılmış kalplere sözüm yok.. Dilerim hep çifte kumrular gibi olurlar.. Ben bu sene de onaramadım kalbimi sorunum aslında onunla.. Yoksa isteyen, istediği günü kutlasın.. ama benim bu yıl da içim kaldırmıyor sevgililer gününü.. Oysa geçen sene kalp şeklinde ışıklar bile almıştım evime.. ama bu sene "herkes gibi yapma" azmimi kaybettim sanırım... Onları kim bulacak, kim asacak, kim takacak fişini prize :)) Offf kırgınım işte.. Kırgın olmaktan da yorgun.. Ama kalbimi onarma azmimi kaybetmedim.. Onarmayı ve korumayı öğrenmeye çalışıyorum..

Ben ne mi yapacağım 14.Şubat'ta?? Mesela P.S. I Love You'yu izleyip, öyle bir adamın aslında hiç varolmadığını ve olmayacağını düşünüp, buna ağlayacağım.. Hatta "bunu kesin romantik bir kadın yazmıştır" diyeceğim ve haklı çıkacağım.. Bu temanın aynı hayali kuran başka romantik kadınlar tarafından çok beğenilip iyi kazandıracağını gören adamlar tarafından filme uyarlanmış olduğunu söyleyeceğim, bunda da haklı çıkacağım.. Ama olsun hayal kurmak güzel, erkeklerin sencil olduğu senaryolar da güzel :))

Aslında hoşuma giden bir başka fikir de çift arkadaşların başına musallat olma :))

Belki de geçen seneki gibi bir kız arkadaşımla yine sinemaya gider, "böyle daha huzurluyum" demeye devam ederim ;)) Kendimi kandırıyor muyum? Yok canııııııım...

30 Ocak 2010 Cumartesi

Dün Akşam.. :)) Bekarlığa Veda..


Bu seferki "dün akşam" çooook eğlenceli ve anlatılacak çok şey var aslında :))) Daha önce kız isteme, nişan gibi aşamaları yazmıştım sevgili Pınar ve Barış'la ilgili, dün akşam da kına gecesi ve bekarlığa veda partisi organizasyonları vardı ve ben, bekarlığa veda kısmını renklendirmeye çalıştım biraz.. Kına gecesi evde, bekarlığa veda ise Meandros'taydı.. Ben anlatmayayım, fotoğraflar anlatsın en iyisi..

Önce partiye hazırlık :)

O bir prenses, tabii ki tacı olacak!!

Eee peki biz??

Taç ve tokalar tamam! Başka??

T-shirtler de tamaaaaam! Başka??

Bulunabilen tematik rozetler de tamam! Başka??

Anı defteri, tekrar düşünmesi için uyarılar da  hazırlandı.. Veee 29.01.2010 gecesi :)

Kına

Biz, ikimiz :)

Sirtaki öğrenirken..

Şişşşt susun, gelin konuşacak :)

Yavaş yavaş yazmaya başlamış ;)

Pastadan bir yakışıklı çıkmadı ama.. Son kaçamak da düşünülmüştü :))

Ağlatmaya çalıştık ama bizim gelin sürekli gülüyordu :))

Çok sevdim bu fotoğrafı :))


Gelin ve Bride's Crew :)

Damadı bir kontrol etmek lazım :)))

Sağlığına.. Mutluluğuna..

Hep böyle gülmen dileğiyle..

Seni ÇOOOOOK Seviyorum :))

29 Ocak 2010 Cuma

Dün Akşam

Penceremden görünen :)

28 Ocak 2010 Perşembe

DESTEKLİYORUM...

Kökler.. Dostlar..


Daha önceki yazımda yarım kan Trakyalı olduğumdan bahsetmiştim.. şimdi de diğer yarımdan bahsetmek istiyorum.. Yarım kan Sivas'lıyım.. Hiç görmedim ama sanırım babamın köklerini koruma çabasından olacak; nüfusa kayıtlı olduğum yer Sivas'tır.. Hiç hatırlamak istemeyeceğimiz olaylarla kafamıza kazınmış olsa da ben çok merak ediyorum orayı ve bir gün babamla bir yolculuk yapmayı çok istiyorum.. Onun büyüdüğü yerleri görmek istiyorum, tıpkı annemin büyükannesinin geldiği ve şimdi Yunanistan sınırlarında olan Sofulu'yu görmek istediğim gibi.. Bir çeşit köklere yolculuk işte :)

Yıllar önce bir kongre için Atina'ya gitmiştim, bir konuşmanın başlamasını beklerken yanımda Dokuz Eylül Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan bir arkadaşımla, memleket sohbeti yapıyorduk.. İkimizin de bir tarafı Sivas'lı idi.. Biz konuşurken diğer tarafımda oturan yaşlıca, Amerikalı bir bayan psikolog eğildi bana doğru ve "Türkiye'deki Sivas'tan mı bahsediyorsunuz?" dedi, şaşırarak "evet" dedik.. Hemen yaka kartını gösterdi, soyadı Sivaslian'dı.. Malum yıllarda, babası Sivas'tan yola çıkıp, uzuuuun bir yolculuğun ardından Amerika'ya gitmiş.. Babasını kaybettikten sonra kardeşi ile Sivas'a gelip eskiden ailesine ait olan yerleri ziyaret etmişler.. İzlerini bulmaya çalışmışlar..

Sonra yine Amerika'da tanıştığım bir Türk hanım vardı, ilk eşinden gördüğü şiddet nedeni ile boşanıp, küçücük oğlunu da alıp Amerika'ya gitmiş çalışmak için ve orada bir Rum ile tanışmış.. John ile.. Evlenmişler.. Oğlunun adı Can'dı, evde küçük Can, büyük John muhabbeti yapılırdı :) Neyse mutlu bir evliliği ve çocuğuna gerçek bir baba olmuş bir eşi vardı, ben onu tanıdığımda... John'ın ailesi de yine malum yıllarda Kayseri'den çıkıp taaaaaa Amerika'ya gitmiş ve dedesi ölene kadar hep Rumca'nın yanı sıra Türkçe de konuşabileceği dostlar aramış kendine Amerika'da..

Çok duygulanmış, çok hüzünlenmiştim bu iki hikayeyi de dinlerken.. Oysa hepimizin yurdu olabilecek, ne güzel topraklarda yaşıyoruz.. Zengin bir birliktelik yaratabilme şansı varken, bu bizim en güçlü yanımız olabilecekken, tüm o yaşananlar nasıl dünyanın her yerine fırlatmış bu insanları.. Tanıdığım bu insanlar Türkiye'yi ve insanlarını sevmeye devam ediyorlardı.. Bu denli zengin bir kültürel geçmişi olan topraklarda doğmuş olmaktan çok mutluyum ama bu toprakların hepimizin olduğunu düşünüyorum.. Artık her yere barış gelsin ve bir daha hiç gitmesin istiyorum..

21 Ocak 2010 Perşembe

Trakyalılar ve "H" Harfi

Zeynep'in blogunda okuyunca aklıma geldi.. hemen yazmak istedim.. Öncelikle Zeynep, benim kardeşimin arkadaşı.. Daha birbirimizi canlı olarak görmüş değiliz, ama telefonda konuşmuşluğumuz var; seslerimizi tanırız, sonra resimlerimizi görmüşlüğümüz var.. Yani biliyoruz birbirimizi.. Bloglarımızı takip ediyoruz, çok şey öğreniyorum ondan.. bir de ben Zeynep'i gerçekten çok seviyorum; içim ısınıyor, kanım kaynıyor ona.. Sanırım kan çekiyor azıcık da.. Zeynep de benim gibi yarım kan Trakyalı.. belki de bundan :)) Neyse bugün yazmış, Trakyalıların, sözcüklerin başındaki "H" harfini atladığını, harften tasarruf ettiğini..

Ama ne yapsınlar canım! serde Avrupalılık var :)) İspanyolca'da da baştaki "H" okunmaz.. Mesela hola (merhaba), "ola" diye okunur.. Hasta la vista (görüşürüz), "asta la vista" diye okunur.. Azıcık İspanyolca dersi almıştım da oradan biliyorum :)) Beginner seviyesinde kaldı.. hala sadece selamlaşabiliyorum..

Zeynep bahsetmiş; Haluk isimli bir arkadaşının sünnetinde, hediye gelen 10 altın harfin 8'i "A" harfi imiş :))))

Ben de hatırladım.. ilkokul 5. sınıftayken bir aşk mektubu almıştım.. isimsiz bir mektup.. çantama bırakılmış.. Dörde katlanmış bir kağıt.. Açıyorsuuuuuuuuun.. Kocaman harflerle "AYATIM" yazıyor... hemen anlamıştım kim olduğunu :)))  Sınıfta; Trakyalı, sarışın, mavi gözlü sadece bir çocuk vardı  :))

11 Ocak 2010 Pazartesi

"Yağmur" diye bir şarkı

Ben bu şarkıyı dinlerken çok eğleniyorum, çok gülüyorum sözlerine :)))