3 Ekim 2012 Çarşamba

Son Günler...

Son günler, ne yazık ki zor günler! Annemle ilgili haberler hiç iç açıcı değil, durumu da öyle... Haftada üç gün diyalize giriyor, kan değerleri sürekli değişiyor, sodyum düşüyor, potasyum çıkıyor, ya da başka birşeyler oynuyor... trombositler ona keza.. beslenemiyor, uyuyamıyor, gözlerini açık tutamıyor... 6 Ağustos'tan beri zaman iki gün evde, iki gün hastanede geçiyor.. cumartesi gününden bu yana ise bilinç bulanıklaştı.. pazartesi hastaneye yatırdık, dün muayene eden dahiliye uzmanı "siroz ne zaman başladı?" diye sorunca anladık ki karaciğer yetmezliği, siroza dönmüş.. çok çok çok üzgünüm... ama ağlamakla gülmek hep yanyana... bazen hepimiz ağlaşıyoruz, sonra "şöyle dedi, böyle yaptı" diye gülüşüyoruz... hepimiz, herkes elinden geleni yapıyor, hedef sadece biraz daha zaman kazanabilmek... acı çekmesini istemiyorum, huzurlu olmasını ve olabildiği kadar uzun bir süre daha bizimle kalmasını istiyorum... onun için en iyi olanın, olmasını istiyorum...

17 Eylül 2012 Pazartesi

Tatil: Alaçatı

Durdum, düşündüm biz kardeşimle en son ne zaman başbaşa tatil yapmışız anımsamaya çalıştım. Böyle bir durum hiç olmamış ya da benim aklımda kalmamış; ya kız arkadaşlarla birlikte gidilmiş tatiller var, ya aile ile beraber ya da küçük kız Derin'in de olduğu yolculuklar...
 
Kardeşim, birlikte olmaktan çok keyif aldığım kişilerden biridir... Yaşlarımız ilerledikçe farklılıklarımız belirginleşse de birlikte iyi geçiniriz, kendi adıma ben onunla mutlu-mesut yaşar giderim...
 
Alaçatı bu yaz hareketli bir yaz geçirse de biz daha çok huzur bulmaya gittik. Üç günlük kısa bir programdı... Alaçatı küçücük ama oldukça kalabalık ve kesinlikle pahalı bir yer olmuş.. Yine de  orada bulunduğumuz günlerde biz çok huzurluyduk...
 
Kardeşimin arkadaşının önerisi ile Ayazma Otel'de kaldık, bir kaç bina sonra Köşe Kahve'nin bulunduğu meydana gelecek kadar canlı ve merkezi bir yerdeydi. Fiyat da bize makul geldi. Ev yapımı reçellerin ve birbirinden lezzetli poğaça ve kurabiyelerin ikram edildiği Alaçatı'ya özgü zengin kahvaltı menüsü de konaklama ücretine dahildi. İki emekli öğretmen tarafından işletilen bu aile işletmesini sevdik biz, odalar tertemiz ve çok bakımlıydı. Kış aylarında da açık olduklarını öğrendik.
İlk gün otele yerleşip hemen İmren pastanesinde kahvaltıya gittik, menü o kadar kalabalıktı ki sokağa konulan masa yetersiz kaldı... Öylece sokağın içinde kahvaltı yaptık...

Kahvaltıda benim favorim, Sakız Adası'ndan gelen, Yunanistan imalatı bu antep fıstığı reçeli oldu.

İlk gün denize girmek için biraz daha yakın olan Alaçatı Sörf Okullarının bulunduğu plaja gittik. Soğuk su güzeldi ama soğuk suyun uzunca bir süre diz hizasında kalması rahatsız edici geldi bize.. Sonradan karnımızın ağrıması pahasına balıklarla yürümeye  hayır diyemedik.. Su pırıl pırıl ve yüzecek derinliğe ulaştığında da balıklarla birlikte yüzdük...
İlk gün Alaçatı Beach Resort'ta denize girdik, sonraki günlerde Aya Yorgi Babylon'u tercih ettik ve kesinlikle hem fiyatlar açısından hem de çalışanlar, deniz ve tesis imkanları açısından favorimiz orası oldu. Ben çimende güneşlenmeyi kesinlikle tek geçerim. Bundan sonra Çeşme tarafına yolum düştüğünde de sanırım kafamı fazla yormadan doğruca Babylon'a giderim.
 
Alaçatı, taş sokakları, taş evleri, renkli kapıları, duvarları, lezzetli Ege yemekleri, Ege insanı ile içiçe olma şansı nedeni ile çok sevdiğim bir yer oldu. Nisan ayında yapılan "Ot Festivali"nde yine geliriz dedik.. Kimbilir belki... 
 
Bir akşam denizden dönerken bir kırlangıcın telaşla yuvasına gidip geldiğini gördük, bu görüntüye yine telaşlı bir gürültü eşlik ediyordu... Kafamızı kaldırdığımızda farkettiğimiz yuvada annelerinden yemek bekleyen bu yavrulardı..

Pazar Gecesi Sineması: Life in a day

Haftaya ne güzel bir nokta oldu akşam izlediğim film ve yeni haftaya da güzel, güç veren, hayatı normalleştiren bir başlangıç... Youtube tarafından gerçekleştirilen bir projeymiş.. Gözlerimi kırpmadan öylece takılıp kaldığım muhteşem bir belgesel... Filmde 26 Temmuz 2010 gününün farklı ülkelerde, farklı insanlar tarafından ama özde tanıdık, bildik biçimlerde aktığını görüyorsunuz.. Kocaman bir bütünün küçücük bir parçası olduğumu hissetmek iyi geldi... Proje kapsamında 192 ülkeden 4500 saatlik görüntü gelmiş ve ortaya bu film çıkmış. Müzik de beni çok etkiledi. İzleyin, izlettirin.. Beni filmin bitişi çok etkiledi.. O kocaman bütünün parçası iken aslında ne kadar da yalnız olduğumuzu düşündüm.. Son sahnede arabasında oturan genç kadın şunları söylüyordu:
 
"Gece yarısı olmak üzere ve süre bitmeden bu videoyu çekmem lazım. Bütün gün çalıştım. Cumartesi olmasına rağmen! İşin en kötü tarafı; bütün günü, şaşırtıcı birşeyler olmasını, bugünü telafi edecek, harika birşeyler olmasını bekleyerek geçirdim. Tek istediğim; herkese, sıradan bir günde bile olağanüstü şeyler olabileceğini göstermekti. Doğrusu, böyle şeyler her zaman olmuyor ve bugün bütün gün boyunca hiçbir şey olmadı. İnsanlar, benim burada olduğumu bilsinler istiyorum. Unutulmak istemiyorum. Burada oturup da, ne kadar harika biri olduğumu anlatacak değilim. Çünkü, öyle değilim. Ben sıradan bir hayatı olan, sıradan bir kızım. İlgi çekici hiçbir özelliğim yok. Ama olmasını isterdim ve bugün güzel bir şey, güzel hiçbir şey olmamasına rağmen, bu gece güzel bir şeyler olmuş gibi hissettim."
 
Çoğu gün içimde bu duygu ile dolaştığım için sanırım çok yakın hissettim. Hayat aslında bence hislerden ibaret... Aslında öyle hissedebilmek için güzel bir şey olması gerekmiyor, şaşırtan, herkesi imrendiren birşeyler yaşanması şart değil, bazen hiçbir şey olmadan öyle hissedebiliyor insan.. Güzel birşeyler olmuş gibi hissettiğimiz günleri çoğaltabilmek dileği ile.. Aşağıda farklı sahnelerde farklı seslendirilen, melodilendirilen tek bir şarkıdan oluşan soundtrack'ten bir örnek paylaştığım filmi youtube'dan izlemek mümkün!
 

12 Eylül 2012 Çarşamba

Çok Özledim..

Hemen hemen bir ay süren hastane maceramızdan sonra annem taburcu oldu. Şimdi hep birlikte "haftada üç gün diyaliz" döngüsüne alışmaya ve son dönemde yaşadığı sarsıcı durumla baş etmeye çalışıyoruz. Tabii en çok da o mücadele ediyor tüm bunlarla.. Uykusuz geceler, enerjisinin düşüşü ve tabii ki yükselen kaygısı oldukça yoruyor onu..
 
Bugün herkes işyerinden ayrılırken iki arkadaşım bana "özledik, biraz işler yoluna girsin, birlikte birşeyler yapalım" dediler.
 
Ben de onları ve onlarla zaman geçirmeyi özledim ama sanırım en çok telefonla aradığımda "off kızım sıkıyorsun beni, çok üstüme düşüyorsun, ben iyiyim, beni merak etme" diyen anne sesini ve o sesin verdiği güveni ve o güvenin getirdiği özgürlüğü özledim.. Şu anda annemden uzak olduğumda kaygım çok artıyor, yanındayken de çaresizlik hissim ve hüznüm.. Başka şeylere pek de odaklanamıyorum. Sadece iş biraz dikkatimi dağıtıyor, onun dışında içimde hep bir endişe "bu sefer de atlatabilecek miyiz?"

8 Ağustos 2012 Çarşamba

İnişler Çıkışlar

Hayat böyle.. Bana da bunu iyice öğrenme fırsatları sağlamaya çalışıyor.. Sanırım 2005 yılından bu yana ciddi, oldukça disiplinli bir eğitime tabii tutuluyorum, hayatın inişleri ve çıkışları hakkında. Herşey zıddıyla var; mutluluklar da mutsuzluklarla.. Son günler yine roller coaster efekti ile geçti ve neyse ki an itibari ile tekrar sular duruldu...

Çınarcık ardından bir kaç günü Alaçatı'da geçirdim, tekrar kalbimi oralarda bırakıp döndüm, fotoğraflara bakıp güzel bir post hazırlamayı planlarken... Bir gün önce komşularını ağırlayan ve neşe, canlılık dolu sesi ile bana "çok iyiyim, merak etme" diyen annem rahatsızlandı ve hayati tehlike ile gittiği hastanede hemen yoğun bakıma alındı... İşte insanlar plan yapar, tanrı gülümser! Annem Yalova'da, onu takip eden kardiyolog ve nefrolog İstanbul'da olunca durum yine biraz karmaşık bir hal aldı. Ama neyse ki çok şanslıyız, çabuk çözdük ve buradaki doktorlar, oradaki doktorlar ile görüşerek bir tedavi planı yapıldı, durumu riskli olduğu için Yalova'da kalmasına karar verildi ve bu sefer hayatımıza diyaliz de girdi.. Umarım bu yeni durum hoş geldi ve umarım kısa süreli bir ziyaret için geldi.. Sonuçta annemin durumu çok şükür ki  daha iyiye gidiyor. Bugün yoğun bakımdan çıktı.. Ben ise Alaçatı'daki o keyifli, umarsız, tembel günlerin ardından gündüz iş, akşamları iş çıkışı Yalova, ardından  tekrar İstanbul biçiminde farklı bir düzene girdim... Şimdilik dileğim annemin daha da iyi olup hastaneden çıkarak İstanbul'a gelmesi, artık ondan sonra da onu uzun süredir takip eden doktorlarını dinleyeceğiz.

Ben nasılım? Galiba bir çeşit duyarsızlaşma yaşıyorum, ne hissediyorum diye kendime döndüğümde gözlerim yanmaya, boğazım düğümlenmeye başlıyor... O yüzden buna bakmak istemiyorum, bakmıyorum... Ama geceleri uyurken rüya mı görüyorum, yoksa uyanıkken düşünüyor muyum? Pek ayırt edemiyorum... An itibari ile ise kaygım azaldı, tekrar gülümsüyorum.


26 Temmuz 2012 Perşembe

Tatil ne güzel, ne güzel!!!

Yine kürkçü dükkanımızdayız.. Annemlerin Çınarcık'taki yazlığı, mutlaka her yaz uğradığımız yerlerden biri.. Kardeşim, Derin ve ben yine birlikte Çınarcık'tayız.. Bence yazlıkta tatil akıllara zarar.. Tatil falan olmuyor bu, sürekli koşuşturuyorsun, yemek yap, ortalığı topla ve temizle v.b... her evdeki günlük koşturmacanın içine gündüzleri deniz, akşamları sokakta gezmeler giriyor.. böylece hiç dinlenemiyorsun ama yaptıklarından hiç birini de azaltmıyorsun... Önceleri tabii annem bizim için herşeyi hazır ettiğinden, tek işimiz denize girmek ve gece gündüz dolaşmaktı... Artık dinlenme sırası onda :)

Çınarcık'ta neler yapıyoruz? Gündüz kum plaja gidip denize giriyoruz. Akşamları merkeze inip dolaşıyor, Roma Dondurmacısı Sabri Balkan'ın enfes dondurmalarından yiyor, Derin'i lunaparka götürüyor, biraz alış veriş yapıp bazen örneğin kocaman kabaran, yoğurtlu Çınarcık kurabiyeleri ile ünlü Özlem Pastanesi'nde çay içiyor ve eve dönüyoruz. Bir de Çınarcık'ta tekstil oldukça ucuzdur, küçük küçük dükkanlar ihraç fazlası ürünlerle doludur; bu sayede benim her yaz bir sürü yeni t-shirt ve elbisem olur. Yine öyle oldu.

İstanbul bu denli nemli ve sıcakken, burada olmak tabii ki çok güzel! Çünkü Çınarcık'ta nem oldukça düşüktür, geceleri rahatça uyunur, arkadaki yemyeşil dağlarda ve yaylalarda örneğin Erikli Yaylası, trekking yapılabilir. Buz gibi şelale sularına girilebilir. Bizim için huzurludur, keyiflidir... Yemyeşil ormana bakan balkonumuzda yaptığımız kahvaltılar çok lezzetlidir..

12 Temmuz 2012 Perşembe

Carnaval Latino

Gündüz her yer güneşten alev alevdi, gece ise Küçükçiftlik Park Latin müziğinden... Dün akşam iş çıkışı Mariachi'nin sponsorluğunda düzenlenen Carnaval Latino'daydık... Gecenin sürprizi kardeşimin Omara Portuondo ile tanışma hakkı kazanmasıydı, bir diğer sürprizi ise bu tanışmanın gerçekleşememesi oldu... Hayat böyle işte bazen gösterip vermiyor, bazen verirmiş gibi yapıyor ama yine vermiyor :))) Yok! Yok! O kadar da karamsar bakmamalı, orada olmayı isteyen ama olamayan bir sürü kişiden daha şanslıyız sonuçta...
Saat 19:00'da açıldı kapılar, girdiğimizde Luis Ernesto Gomez & La Descarga çalıyordu.. Solist Gülseren Yıldırım Gomez ve Luis Ernesto Gomez... Yakında Çeşme'de çıkacaklarmış.. eğlenceli bir gruptu..
 
Biz de aldık Mariachi marakaslarımızı, başladık olduğumuz yerde kıpırdamaya.. Geçen yıl aldığım salsa derslerinin üzerine hiç pratik yapmamam iyi olmamış... Bu durumu tekrar ele almalı! Biraz pratik yapmalı!
Sonra sahneye Bebe çıktı.. Bebe'yi görünce insan Latin sıcaklığını, rahatlığını, doğallığını içinde hissediyor... bir de içine girilmesi neredeyse imkansız Zara, Mango gibi markaların neden hep İspanya'dan çıktığını da anlıyor... Hepsi mi bu kadar ince bu İspanyol kadınların? Kendisi, Latin pop denilebilecek bir tarza, iyi bir sese ve etkileyici bir doğallığa sahip... Ben sevdim :)
 
Keyifli bir organizasyon olmuştu, kıpır kıpır müzik, çevrede bir sürü dans eden insan, sonradan serinleyen güzel bir hava...
En sonunda beklediğimiz an geldi... Buena Vista Social Club sahneye çıktı. Buena Vista Social Club, Küba'da 1940'larda müzisyenler arasında popüler olmuş bir müzik ve dans kulübüymüş.. 1990'larda, bildiğimiz gibi, uluslararası bir üne sahip olup geleneksel Küba müziğine ve Latin Amerika müziğine olan evrensel ilgiyi arttırmış. Ayrıca "Buena Vista Social Club" ismi artık Küba'nın "müzikteki altın çağı" olarak nitelendirilen 40'lı ve 50'li yıllarında yapılan geleneksel müzikleri betimlemek için kullanılmaya başlanmış. Onları dinlerken insanın yerinde durması gerçekten olanaksız gibi...
Sonra sahneye Buena Vista Social Club tarafından "La Mujer Sexy" diye davet edilen Omara Portuondo çıktı... 82 yaşında olmasına rağmen, dans ederek şarkı söyleyen ve konserlerinde yer bulunamayan bu kadını sahnede görmekten-dinlemekten çok mutlu oldum... Bu arada sahneye "Oynama Şıkıdım Şıkıdım" diyerek çıktı.
Dün akşamdan kalanlar bu keyifli anlar ve aşağıdakiler... Haa bir de en kısa zamanda Küba'ya gitmeliyim kararı var :)