29 Aralık 2009 Salı

Delirium.. Adı Üstünde Deliriyorum..


Dün akşam izlediğim bir film sırasında hatırladım. Annem 2005 Kasım'ında infektif endokardit geçirince ki çoook uzun bir hikayedir, delirium denen, psikiyatride geçici organik akıl hastalığı kategorisinde değerlendirilen bir durum da yaşamıştı.. Aslında bir yüksek tansiyon krizi ile hastaneye gitti, yolda kalbi ve solunumu durduğu için müdahale edildi, sonra kardiyolojik şoka girdi, ardından boynundaki bir damardan kataterle kalbe ilaç verdiler veeeeeeee annem çok şükür ki geri geldi.. Ancak hikaye burada bitmedi.. Bir de üzerine hastanede kaldığımız ilk haftanın sonunda düşmeyen yüksek ateşle ilk belirtilerini gösteren kalp kapağında enfeksiyon, ki adı infektif endokarditti, oldu.. Kabus gibi günlerdi.. İki ay her an annemi kaybetme ihtimali ile geçti.. O günden beri de ne yazık ki, yapılan her tedavide olabilecek tüm komplikasyonlar anneciğimin başına geldi.. Çok şükür ki hala hayatta..

Asıl dün akşam gülümseyerek hatırladığım o deliriumlu günleri anlatacaktım.. Ne tuhaf, üzerinden 4 yıl geçince artık gülümseyebiliyorum, o zamanlar çok ağırdı oysa.. Delirium adeta vücudun ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldığında kendini korumak için ortaya çıkarttığı bir bilinç rahatsızlığı. Yer, zaman hepsi birbirine karışıyor, kişi dışarıdan gelen hiç bir uyarana odaklanamıyor, halusinasyonları oluyor, başka bir gerçekliği yaşıyor.. Bir yandan annemin fiziksel sağlığını düzeltmeye çalışıyoruz ki arka arkaya yeni hastalıklar yaşıyor o dönemde, bir yandan da bu psikiyatrik durumu nasıl çözeceğimizi düşünüyoruz kara kara.. Ben haftanın beş günü işe gidiyorum Ankara'da, sonra cuma akşamı çıkıyorum 19:00'daki otobüsle Edirne'ye gidiyorum, iki gün annemle kalıp pazartesi sabah tekrar işe geliyorum.. Bir gün, üzerimde bir t-shirt var, aynen yukarıdaki gibi ama resim Marlyn Monroe değil, başka bir kadın işte.. Neyse.. Otobüsten iniyorum, doğruca hastaneye annemin yanına gidiyorum, delirium tavan yapmış.. Beni görüyor.. "Annecim nasılsın?" diyorum, ellerini tutarak.. Annem yatağında oturuyor ve doğruca benim t-shirt'ümdeki resme bakıyor.. Sonra.. O zaman beni çok ağlatan ama dün akşam hatırlayınca koparan cümle dökülüyor ağzından "siz, ne kadar güzelsiniz" ve elini uzatıp t-shirt'teki fotoğrafın saçlarını sevmeye çalışıyor.. Bana bakmasını sağlamaya çalışıyorum ama olmuyor, o bir süre daha t-shirt'ümdeki kadınla konuşuyor.. Ben konuşuyorum, ama onun için yokum.. sadece t-shirt'ümdeki o güzel kadın var..

Hayat ne kadarını, nasıl algılıyorsak öyle var.. Dün annemin t-shirt'ümle konuşan haline çok güldüm, ama ne yapsındı? Yaşadıkları başetmek için çok ağır şeylerdi.. Bazen anneminki kadar belirgin, bazen hepimizin yaşadığı kadar göze çarpmadan yaşanan ne çok kaçışlarımız var.. Ama hepsi kendimizi daha fazla zarardan korumak için.. Böyle bakınca kendime de yumuşadım :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder